Yaşamın Kıyısında

Bir adamın derin bir trajediyle dönüşümünü etkileyici bir şekilde anlatan bir dram filmi


Kenneth Lonergan’ın yazıp yönettiği 2016 yılı yapımı Yaşamın Kıyısında, bir dram filmi. Film 89. Akademi Ödülleri’nde “En İyi Orijinal Senaryo” ödülüne layık görülürken, başkarakter Lee’yi canlandıran Casey Affleck de “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü almaya hak kazanmıştır.

Yaşamın Kıyısında’da yönetmen Kenneth Lonergan, geçmişinde derin bir hüzün barındıran Lee (Casey Affleck) üzerinden hikâyesini yalın bir şekilde anlatmayı tercih ederken hassas davranmayı ve ajitasyondan kaçınmayı da ihmal etmiyor.

Başkarakter Lee Chandler, derin bir kişisel trajedinin pençesinde, hayata tutunmaya çalışan bir adamdır. Affleck, bu rolüyle sadece acıyı değil, aynı zamanda karakterin içsel çatışmalarını, yaşadığı boşluğu ve yalnızlığını da mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Affleck’in şahane oyunculuk performansı, izleyiciyi derinden etkiliyor ve karakterle empati kurmamızı sağlıyor.

En başında filmin genel renk paletine hâkim olan mavi renkle tutarlı bir şekilde bir teknede bir çocuk ile çocuğun amcası Lee’yi görürüz. Hemen akabinde birbirine yakın farklı evler için kapıcılık ve tamirat işi yapan Lee’yi görürüz. Belli bir rutini vardır ve depresif olduğunu her halinden belli eder. Tamirata gittiği bir evdeki kadının kendisinden hoşlandığını öğrenir ancak hiçbir şey yapmaz. Belli ki duygusal olarak da kendisini dışarıya kapatmıştır. Yine bir gün barda bir kadın onu çekici bulup yakınlaşmaya çalıştığında ondan da kendini uzak tutar. “Niye bana bakıyorsun?” diyerek adamlara sataşır ve kavga eder. Adeta kendine sürekli acı çektirme ve kendini cezalandırma arayışı içindedir.

Bir süre sonra Lee’nin telefonu çalar ve abisinin hayatını kaybettiğini öğrenir. Hemen yola koyulur ve hastaneye gider. Asansördeyken bir flashback sahneye gideriz ve abisinin kalp ritim bozukluğundan mustarip olduğunu ve bu nedenle her an hayatını kaybedebileceğini öğreniriz. Bu gitgelli kurgu yapısını filmin geneline yayan Lonergan’ın olayların arkaplanına ilişkin seyirciye karakterleri tanımak açısından güzel bir fırsat verdiği söylenebilir.

Abisini kaybeden Lee, ne olduğunu anlamadan abisinin vasiyetinde annesinin de nerede olduğu bilinmeyen yeğeni Patrick’in (Lucas Hedges) vasisi olarak kendisinin tayin edildiğini öğrenir ve bunu yapamayacağını söyler. Başka bir şehirde yaşıyor olması ve iş durumları bir kenara Lee bir kaçış içindedir. Patrick de ondan pek hazzetmemektedir.

Michelle Williams ve Casey Affleck’in çok sakin ama bir o kadar da etkileyici bir oyunculuk performansı sergilediğini söylemek mümkün.

Bu arada yine bir flashback sahnesinde Lee’nin eve geldiğinde Randi adında çok güzel bir eşi (Michelle Williams) ve 3 çocuğu olduğunu görürüz. Hayatından mutlu ve memnun bir portre çizmektedir. Bu hayat dolu adamın şu anda neden bu halde olduğuna ilişkin soru işaretlerinin sayısı seyircinin kafasında artar.

Bir gece arkadaşlarıyla evde eğlence yaparken Lee, Randi’den çocuklarının uyuduğu gerekçesiyle azar işitir. Nitekim evlere dağılırlar ve Lee markete gider. Eve dönerken “Adagio in G Minor” eşliğinde Lee ile birlikte biz de eve doğru ilerleriz Lonergan’ın sakin kamera kullanımıyla. Ve görürüz ki ev yanmaktadır, Randi’yi itfaiye zar zor kurtarmıştır ancak çocuklar… Çocukların hepsini ne yazık ki yangında kaybetmişlerdir. Lee adeta yıkılır ve günümüzde geçen yıkılmışlığının sebebini böylece anlamış oluruz. Filmin üç temel etkileyici sahnesinden ilki budur.

Lee karakolda polise ifade verir. İfadesinde Randi’nin hastalığından dolayı evde nemlendirici kullanmaları sebebiyle merkezi ısıtma sistemini çalıştırmadığını ve çocukların ısınması için şömineyi yaktığını söyler. Yangın da bu nedenle çıkmıştır. Şömineye koruma ızgarasını takıp takmadığını hatırlamadığını söylemesinin üzerine, polisler bu durumun herhangi bir suç unsuru teşkil etmediğini ve serbest bırakıldığını söylerler. Lee çıkarken karşıdan gelen polis memurunun silahına davranır, bu silahla intihar etmeye kalkışır, “lütfen” diye yakarır ancak polisler zar zor onu kurtarır. Lee’nin içinde bulunduğu ve her halinden anladığımız kendini suçlayıcı durumu da bu şekilde gözler önüne serer Lonergan. Filmin en etkileyici sahnelerinden birisi de budur.

Sonuç olarak, Yaşamın Kıyısında, Lee’nin yaşadığı trajik bir olay üzerinden karakterin geçirdiği dönüşümü başarıyla işleyen etkileyici bir film.

Abisinin cenazesinde eski eşi Randi’yi hamile ve şimdiki kocasıyla birlikte gördüğünde Lee’nin içinden adeta bir parça koptuğunu Affleck çok iyi canlandırır. Yeğeni Patrick ile bir türlü ortak bir nokta bulamayan ve türlü anlaşmazlıklar yaşarken bir gün tesadüf eseri Lee, Randi ile karşılaşır. Randi doğum yapmıştır ve bebek ister istemez ona kaybettikleri çocuklarını hatırlatır. Filmin başka bir etkileyici sahnesi olan bu sahnede Randi, Lee’ye daha önce söylediği sözler için kendisini asla affetmediğini dile getirir, ondan özür diler ve onu halen sevdiğini itiraf eder. Lee durumu çoktan kabullenmiştir, onun bu haline dayanamaz ve çeker gider. Bu sahnede Michelle Williams ve Casey Affleck’in çok sakin ama bir o kadar da etkileyici bir oyunculuk performansı sergilediğini söylemek mümkün.  

Lee artık Patrick ile uzlaşıp bir ortak noktada buluşur. En yakın arkadaşı George ile konuşur. Patrick’e kendisini onların evlatlık edineceğini ve ev-okul durumları ile ilgili herhangi bir sorun yaşamayacağını söyler. Zamanla birbirlerini daha çok anlamaya başlayan amca ve yeğenin arasındaki buzlar nihayet erimiştir. Patrick de en sonunda çok istediği ve amcası Lee’nin başta karşı çıktığı babasından yadigâr tekne kullanma işi için kollarını sıvamıştır. Lee’nin ilk kez yüzünün güldüğünü gördüğümüz sahneden sonra Lonergan filmin başına referansla yine amca-yeğen ikilisiyle filmi finalize eder.

Sonuç olarak, Yaşamın Kıyısında, Lee’nin yaşadığı trajik bir olay üzerinden karakterin geçirdiği dönüşümü başarıyla işleyen etkileyici bir film. Özellikle Casey Affleck’in ve Michelle Williams’ın unutulmaz oyunculuk performansları ve Lonergan’ın sakin ve dingin yönetmenliği, bu filmi kendi türünde daha da ayrı bir yerde konumlandırıyor.