Denis Villeneuve · Lubna Azabal, Mélissa Désormeaux-Poulin, Maxim Gaudette · PG-15 · 2h 11m · 2010
İçimdeki Yangın, günümüzün önemli yönetmenlerinden Denis Villeneuve’ün Polytechnique sonrasında çektiği ve ayak seslerini iyiden iyiye duyurduğu bir film. 2010 yılında gösterime çıkan dram filmi, Wajdi Mouawad’ın tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmıştır. 2011 yılında düzenlenen Oscar Ödül Töreni’nde de “En İyi Yabancı Film” kategorisinde aday gösterilmiştir.
Film, Radiohead’in “You and Whose Army?” şarkısının eşlik ettiği ve tıraş edilen bir çocuğun adeta dördüncü duvarı yıkmasıyla açılır. Akabinde, anneleri Nawal’ı (Lubna Azabal) kaybeden ikiz kardeşler Jeanne (Mélissa Désormeaux-Poulin) ve Simon’un (Maxim Gaudette) kendilerine bıraktığı vasiyeti öğrenmeleriyle uğradıkları öncü bir şokla açılır. Anneleri, çocuklarından babalarını ve yeni haberdar oldukları abilerinin izini sürmeyi vasiyet etmiştir. Simon bu durumu kabullenmekte zorlanırken, Jeanne annesinin vasiyetini yerine getirerek babası ve abisini bulmaya koyulur. Villeneuve bu arayışa seyirciyi de ortak eder.
İlk adım olarak Jeanne, babasının izini sürmek için annesinin memleketi olan Lübnan’a gider ve tanıdık birilerini arar. Tek ipucu, annesinin gençlik yıllarına ait tek fotoğrafıdır ki daha sonra bu fotoğrafın bir hapishanede çekildiğini öğreniriz. Jeanne’ın annesinin yaşam öyküsünü adım adım keşfetmesine tanıklık ederiz, bu da izleyiciler olarak gerilimi ve endişeyi tıpkı Jeanne gibi yaşamamıza neden olur.
İçimdeki Yangın, izleyiciyi detaylarla dolu sahnelerle sürükleyen bir yapıya sahiptir. Ayrıca, salt bir trajediyi anlatmanın ötesine geçerek bölgenin sosyal yapısı ve tarihsel çatışmalarına da yer verilmiştir. Film, 70’li yıllardaki Lübnan’daki Hıristiyan-Müslüman çatışmalarına tanıklık ederken, aynı zamanda çok derin ve sarsıcı bir aile dramını da etkileyici bir şekilde sunar. Bu noktada, filmin günümüzden geçmişe giden ve geçmişten günümüze gelen parçalı kurgusunun da bu çarpıcılığı sağlamakta başarılı olduğu söylenebilir.
Film, geçmiş ve şimdiyi ustalıkla birleştirirken, gizem ve gerilim unsurlarını dengeli bir şekilde kullanır. İzleyiciyi sırların ve acıların ortasında yaklaşık iki saat boyunca düşündürür. İzleyiciye sunduğu etkileyici bir finalle de yaşanan şaşkınlığı doruk noktasına taşır. İçimdeki Yangın, Simon’un da dediği gibi, bir artı birin her zaman iki etmeyeceğini acı bir şekilde kanıtlar ve dünyanın ne kadar karmaşık bir yer olduğunu hatırlatır.
İçimdeki Yangın, Simon’un da dediği gibi, bir artı birin her zaman iki etmeyeceğini acı bir şekilde kanıtlar ve dünyanın ne kadar karmaşık bir yer olduğunu hatırlatır.
Nawal’ı canlandıran Lubna Azabal, filmin adındaki gibi o kadar çarpıcı bir oyunculuk performansı göstermektedir ki içindeki yangını izleyicinin hissetmemesi imkânsızdır. Azabal, kendisinin olduğu her sahnede savaşın psikolojik etkilerini ve insanın yaşadığı çaresizlik duygusunu çok başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Nitekim bazı tek plan sahneler de karakterin yaşadığı duygu deviniminin hissedilmesini sağlar.
İçimdeki Yangın, Denis Villeneuve’ün yönetmenlik vizyonuyla Lübnan’daki iç savaşta yaşanan ağır trajedileri tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken seyirciyi her sahnesiyle sarsabilecek güçte ve hazmedilmesi zor bir film.
